Phobos

BİR GEZEGENİN DOĞUŞU

ASTRONOMLAR YABANCI BİR GEZEGENİN DOĞUŞUNU GÖZLEMLEDİ.

Phobos

Yeni bulunan öngezegen bizden 450 ışık yılı uzaklıkta, ancak onun nasıl madde toplayarak büyüdüğünü gözlemlemek, güneş sistemimizin nasıl oluştuğuna dair büyük soruları cevaplamamızı sağlayabilir.

Telif hakkı: NASA JPL/Caltech

Tarih öncesi çağlardan beri insanlar, güneş sistemimizdeki gezegenlerin nasıl oluştuğu hakkında düşünüp durdular. Günümüzde ise bu soruya yanıt bulmamızda bizi bir adım ileriye götürecek olan, bir gezegenin doğumuna dair deliller astronomlar tarafından duyuruldu.

LkCa 15 b adlı yabancı gezegen 450 ışık yılı uzaktaki bir güneşin yörüngesinde dolanıyor ve görünüşe göre Jüpiter’e benzer bir gezegen olma yolunda ilerliyor.

Stanford’da doktora sonrası araştırmacı olarak çalışan ve aynı zamanda Nature’ın 19 Kasım’daki sayısında bu çalışma hakkında yazanlardan biri olan Kate Follete “Bu henüz oluşmakta olan bir gezegenin ilk kesin tespiti” dedi. Follette’in çalışması, LkCa 15 b’nin çok sıcak hidrojen gazında parlamasının bir dijital resmini ortaya çıkardı. Gezegen oluşumu teorilerinden biri Follette ve arkadaşları tarafından onaylandı.

Bu gözlem, yazıda bir başka yazar olan aynı zamanda Arizona Üniversitesi’nde doktora yapan Steph Sallum’un kendi başına aynı yıldızı gözlemleyerek eldi ettiği verilerle birleştirildi.

Gezegen bir dönüşüm diskinin (ana yıldızın etrafında dönen halkamsı toz ve taş yığını) içinde şekil alıyor. Dönüşüm disklerinin orta kısmındaki açık alanın, gezegenlerin oluşurken yörüngede dönerek yolundaki toz ve taşları temizlemesi nedeniyle oluştuğu düşünülüyor. Astronomlar uzunca bir süre bu boşlukların incelenmesinin öngezegenlerin bulunmasını sağlayacağını düşünüyordu ancak bu bebek gezegenlere bakmak kolay değildi.

Follette ve arkadaşları yeni bir yöntem denediler. Gezegen oluşumunun karakteristik izini arayacak bir görüntüleme cihazı dizayn ettiler. Bir gezegenin kayalık ya da buzlu bir çekirdekten eksiksiz bir gaz devine dönüşmesi işlemi inanılmaz derecede enerjiktir. Hidrojen gazı diskten öngezegenin çekirdeğine doğru düşerken ısınıyor ve bir floresan lamba gibi parlıyor. Böylece Hidrojen-alfa (H-alfa) denilen bir görünür ışık saçıyor. Arizona Üniversitesi’nin Macellan Teleskobunu kullanan Follette, danışmanı Prof. Macintosh ve arkadaşları, LkCa 15 b’den saçılan bu H-alfa ışığına odaklanmayı başardılar.

Follette, “Verileri işlediğimde çok heyecanlandım, ancak tedbirli olmak istedim. İlgi çekici bir şey bulduğumdan emindim, ancak bu alanda sürekli tespit edebildiklerimizin tam sınırında olan objeleri kovalıyoruz. Asıl güzel olan şey ise verileri doğrulamak için yaptığımız bütün testlerden sağlam olarak çıkabilmesi” dedi.

Biliminsanları, bu keşfi yapabilmek için resimleri ev sahibi yıldızın ışığını silecek şekilde işlediler, böylece çok daha sönük olan gezegenin ışığını izole edebildiler. Follette’e göre öngezegen yıldızına çok yakın, ve eğer biraz daha yakın olsaydı yıldızının ışığı yüzünden görünmez olurdu.

“Bir yıldız ile bir öngezegenin arasındaki parlaklık farkı genelde bir ateş böceği ile bir deniz feneri arasındaki parlaklık farkı kadar. Bizim görüş açımızdan gezegen yıldıza çok yakın olduğunda gezegenin ışığını izole etmek çok zor oluyor. Ancak gezegenin en parlak olduğu renge odaklanabildiğimiz için sinyal normalde aradıklarımızdan çok daha güçlüydü.”

Görüntüler, ışığın Dünya’nın atmosferinden geçerken yaşadığı bükülmeyi düzeltmek için adapte olabilen optikler ile keskinleştirildi. Macellan, adapte olabilen optik sistemi arkasında görünür ışık kamerası olan ve H-alfayı resimleyebilen ilk teleskop. Yakın zamandaki biraz yaşlı gezegen 51 Eridani b’nin keşfine öncülük eden Prof. Macintosh’a göre adapte olabilen optiklerle görüntüleme, astronomların gezegenlerin doğum sürecini doldurmalarına olanak sağlıyor.

“51 Eri b henüz ergenliğinde – yaklaşık 20 milyon yaşında – ve çoktan büyümesini tamamlamış ve hala şekillenirken açığa çıkan enerjiyi soğutuyor. Kate’in gezegeni ise hala ısınan ve büyüyen bir bebek” diyor Prof. Macintosh.

Ekip gezegen oluşumunu daha da iyi anlayabilmek ve aynı zamanda dönüşüm diskinde bıraktığı izi görebilmek için LkCa 15 b’yi gözlemlemeye devam edecek. Eğer diskdeki boşluğun sorumlusu bu gezegen ise başka disklerdeki benzer boşluklar da gelişmekte olan gezegenlerin işareti olabilir.

Follette’e göre bu şekildeki çalışmalar, güneş sistemimizin oluşmasını sağlayan mekanizmanın bize özel mi olduğunu yoksa evrene ait mi olduğunu anlama arzusuyla besleniyor ve eninde sonunda gezegenlerin nasıl oluştuğunu daha iyi anlamamızı sağlayacak.

“En temel insan sorularından biri yalnız ya da benzersiz olup olmamamız. Jüpitere benzeyen güneş sistemi dışındaki LkCa 15 b gibi gezegenlere bakmak çok güzel ama aslında teknolojiyi Dünya benzeri gezegenler bulmak için zorluyoruz. Ben, her zaman Voyager’ın Satürn’den geçereken çektiği meşhur “soluk mavi nokta” adlı Dünya resminden ilham aldım. Aynı şeyi başka bir yıldızın etrafındaki bir gezegen için yapmayı çok isteriz. Bu tür çalışmalar bizi bu yönde ileriye götürüyor” diyor Follette.

Çevirme İşlemi: Ertuğrul Gazi Sarı

Kaynak: Astrobiology Magazine

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

*