Gölet'te gözlem yapan yıldız çocukları

ODTÜ Göleti’ne Gözlem Baskını!

Demiray yurtlarının üzerinde parlayan Jüpiter ve Ay
Demiray yurtlarının üzerinde parlayan Jüpiter ve Ay, gece yarısı.

ODTÜ kampüsünü bilen bilir. Demiray yurtları kampüsün bir ucunda bulunmaktadır. 2 Haziran akşamı, dönem sonu buluşmasından ayrılıp kampüsün öbür ucundaki yurduna giden Aylin’e bu güzel havada yürüyüş yapmak isteyen (“Aylin’i köpeklere yem etmek istemeyen” de denebilir tabii.) Pamir ve Çağatay eşlik etmekteydi. Yurdun, kampüsün merkezinden uzakta ve ormana yakın olmasının güzel yanı, ışık kirliliğinden daha az etkilenmesiydi. Yurdun iki bloğunun hemen üzerinde Ay, Jüpiter ile birlikte, gelen geçene göz kırpmaktaydı. Gökyüzünde birçok yıldız daha parlak görünüyordu. Yurdun önünde laflarken takımyıldızlara bakmaya koyulan bu yıldız çocuklarına tanıdık bir silüet yaklaşmaktaydı. “Kaşif Seda değil mi o?”

Kaşif Seda yurda yaklaştığında, uzaktaki üç arkadaşın yıldızları birbirlerine gösterdiklerini gördü. Karanlıkta kim oldukları seçilmediği için topluluktaki yıldız çocuklarından farklı ve gökbilimi seven insanlar olduğunu düşünüp mutlu oldu. Seda onlara biraz daha yaklaştığındaysa Çağatay Seda’yı fark edip ona selam verdi; büyük maceranın ilk fikri filizlenmek üzereydi. Bütün yıldız çocukları havanın çok güzel ve açık, yıldızların parlak olduğunu düşünüyordu ki Kaşif Seda bütün içtenliğiyle “Ormana mı gitsek?” deyiverdi. Gerçek birer amatör astronom olan ve yorulmak nedir bilmeyen Aylin, Pamir ve Çağatay hiç durur mu? Hepsi de “Valla ben gelirim,” dediler ve hızlı hızlı yola koyuldular. Arazinin girişinde başka bir arkadaş grubuyla karşılaştılar. Gölet yolunda yürüyüş yapmaya yeltenip geri dönmekte olan bu arkadaş grubuna, gözlemimize eşlik etmelerini teklif ettik. Birkaçı teklifimizi kabul ederek bizimle arazinin derinliklerine doğru yürümeye başladı. Bir yandan yürüyor, gökyüzüyle ilgili bir sürü sorular soruyorlardı, aldıkları yanıtlarsa zincirleme yeni soruları doğuruyordu. (Tabii bu arada Çağatay, aralara Aylin’i korkutacak hikayeler de ekliyordu.) Arazide ilerledikçe ışık kirliliği bir nebze olsa da azalıyordu, gölete de yetişmek üzerelerdi. Ufak bir tepenin üzerine yetiştiklerinde geriye dönüp baktılar: Ufukta bu sefer şehrin ışığı vardı. Her ne kadar uzaktan ayrı bir güzelliği olsa da, gökyüzünün ihtişamlı yıldızlarını alt eden, işte bu kırpışan binlerce parlak noktaydı. Gölete vardıklarında dağın tepesinde Ay son ışıklarını göstermekteydi. Güvenliğin olduğu kulübeden süzülen küçük bir ışık dışında gökyüzü fazlasıyla yıldız doluydu; gökte ne büyük bir bulut, ne de ciddi bir pus vardı.

Gölette gözlem yapan yıldız çocuklarıUzun zamandır gözleme çıkmayan yıldız çocukları, takımyıldızlarını zar zor tanıdıklarından şikayetçiydiler ve ara sıra pratik yapmaları gerektiğini söyleyip duruyorlardı. Öyle olunca, yıldız çocukları bir soluklanıp gözleri karanlığa tamamen alıştıktan sonra parlak yıldızlardan başlayıp takımyıldızlarını bir bir görmeye başladılar. Şurada Çoban, hemen yanında Kuzeytacı, yukarıda Yaz Üçgeni, Kuğu, Çalgı ve Kartal, tam tepemizde Herkül, alt tarafta Akrep, Yay (Çaydanlık) ve Satürn, göletin yukarısında kocaman bir alanı dolduran Yılan ve Yılancısı… Çağatay grubun kalanına bilmedikleri takımyıldızlarını gösterirken, Seda da Yaz Üçgeni’ne yakın bir yerlerde olduğunu hatırladığı ve uçurtmaya benzettiği Yunus takımyıldızını arıyordu. Bu küçük ve sönük takımyıldızını gerçekten de yaz üçgeninin yıldızlarından biri olan Albireo’ya yakın bir bölgede buldular yıldız çocukları.

Haziran gelmiş olmasına rağmen hava artık iyiden iyiye soğumaya başlamıştı. Eh, Ankara’nın havası yazın kapıda olmasına aldırmaz, “Gece 2.00’de dışarıda ne işiniz var?” diye mızıldanıp buz keser, akşamlık hırkalarıyla araziye çıkan meraklıları da üşütür. Aniden gelişen bu gözlemde de her amatör astronomun korkulu rüyası soğuk, bu genç kaşiflere karşı savaş vermekteydi. Gölete daha yeni vardıklarında bile onlara eşlik eden, o bölgede yaşayan kurbağaların sesleri ve soğuğun karanlık yüzüydü. Yıldızlarda ve onların birbirleri ile kıyaslanamayacak kadar destansı hikayeleri arasında gezinip kaybolurken, soğuğun ve akıp giden zamanın farkına kimse varmamıştı.

Bu genç amatör astronomlar, bu uçsuz bucaksız gökyüzünde sadece parıldayan yıldızlar, bulutsular ve ötegezegenlerin var olmadığını, gökyüzünün aynı zamanda onlar için stresli hayatlarından, derslerinden ve şehrin o kaotik yapısından kaçmaralarını sağlayan, tamamıyla onlara ait yeni dünyalar olduğunun tekrardan bilincine varmışlardı.

Hikayede yer alan yıldız çocukları:
Aylin Açıkgöz, Çağatay Kerem Dönmez, Ozan Pamir Akkoca, Seda Baştürk

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

*